top of page

Madde: 18

Tarihsel Uygulama vs. İlahi Hüküm

ÖNERME

İslam tarihinde toplumsal mutabakat (icma) veya yaygın uygulama (tevatür) olarak bilinen her şey, otomatik olarak din değildir. Bir uygulamanın yüzyıllarca devam etmesi veya devlet tarafından uygulanması, onun ilahî olduğunu kanıtlamaz. Halifelerin veya devletlerin koyduğu kurallar, o günün şartlarında Kur’an’a aykırı görülmemiş olsa bile, bu onları evrensel bir din kuralı yapmaz; sadece tarihsel bir hukuk normu yapar. Emevi veya Abbasi dönemindeki uygulamaların İslam zannedilmesinin sebebi; devletin maslahatı ile Allah’ın rızasının birbirine karıştırılmasıdır. Oysa dinin tek değişmez ölçüsü Kur’an’dır; tarihsel uygulamalar (namazın şekli gibi ibadetler hariç) kültürel ve politiktir.


REFERANSLAR

Devletin Yetki Sınırı (Nisâ, 20)[1]: "...Onlara yüklerle mehir vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın..."

Tarihsel Örnek (Hz. Ömer ve Mehir Kotası)[2]: Halife Hz. Ömer, bir hutbe esnasında evliliklerin zorlaştığını düşünerek mehir miktarına bir tavan sınırı (devlet kotası) getirmek ister. Bunun üzerine arka saflardan bir kadın ayağa kalkar ve Nisâ Suresi 20. ayeti okuyarak itiraz eder: "Allah bize sınırsız bir hak vermişken, sen nasıl sınırlama getirirsin ey Ömer?" Hz. Ömer duraklar ve o meşhur sözünü söyler: "Kadın isabet etti, Ömer yanıldı."

  • Analiz: Bu olay, devlet başkanının koyduğu bir kuralın, Kur’an’a aykırı olduğu sürece geçersiz olduğunu gösterir. Eğer o kadın itiraz etmeseydi ve bu kural uygulansaydı; bugün biz mehir sınırlamasını İslam’ın değişmez emri zannedecektik. Demek ki itiraz edilmeyen her uygulama doğru din demek değildir.


DEĞERLENDİRME

Tarihte bir uygulamaya o anki alimlerin veya halkın ses çıkarmaması yani sessiz onay (sükût-u icma), o uygulamanın helal olduğunu göstermez. Bazen korkudan, bazen de o günkü kültürün normalliğinden dolayı ses çıkarılmamış olabilir. Örneğin kölelik veya cariyeliğin yüzyıllarca devam etmesi, Allah’ın bunu sevdiği anlamına gelmez; o günkü ekonomik yapının buna alışkın olduğu anlamına gelir. Kur’an’ın nihai hedefi olan özgürlük ile tarihsel uygulama olan kölelik çelişebilir.


Burada kritik ayrım şudur: Namazın rekatları veya Kabe’nin tavafı gibi ibadet tevatürleri dindir ve tartışılmaz. Ancak devlet yönetimi, ceza hukuku veya kılık kıyafet gibi sosyal tevatürler, din değil kültürdür. Özellikle Emevi döneminde konulan vergiler veya giyim yasakları, "yöneticilere itaat" kılıfıyla dine sokulmuştur. Oysa bunlar dini hüküm değil, o dönemin kanun hükmünde kararnameleridir.


Tarih, dinin kaynağı değil laboratuvarıdır. Hz. Ömer’in hatasından dönmesi; dinin şahıslara değil, ilkelere yani Kur’an’a bağlı olduğunun kanıtıdır. "Atalarımız böyle yaptıysa doğrudur" mantığı, Kur’an’ın reddettiği atalar dinidir. Tek hakem Kur’an’dır; tarih sadece bir tecrübedir.



KAYNAKLAR

[1] Nisâ Suresi, 20. Ayet: Arapça: وَإِنْ أَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا Okunuş: Ve in eredtumistibdâle zevcin mekâne zevcin ve âteytum ihdâhunne kıntâran fe lâ te'huzû minhu şey'â. Meal: Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, ötekine yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın.

[2] Alim Karasu. "Hz. Ömer İle Kureyşli Kadın Arasında Geçen Mehir Tartışmasına Dair Rivâyet Üzerine". Hadis Tetkikleri Dergisi 23/1 (Haziran 2025), 121-131. https://izlik.org/JA65NZ32WA

Yayınlanma: 3 Şubat 2026 11:28
Son Düzenleme: 15 Şubat 2026 15:09

Yorumlar

Fikirlerinizi Paylaşınİlk yorumu siz yazın.

 

© 2026 by İbrahim'in Baltası. Powered and secured by Wix 

 

bottom of page