Madde: 11
Peygamberin Teşri Yetkisi
ÖNERME
Geleneksel fıkıh, Peygamberin Kur’an’dan bağımsız olarak haram veya farz koyma, yani yasama (teşri) yetkisi olduğunu savunur. Oysa Kur’an terminolojisinde yasa koyucu (Şâri) tek başına Allah’tır. Peygamberin görevi, Allah’ın koyduğu yasaları insanlara ulaştırmak ve bu yasaların hayatın içinde nasıl uygulanacağını bizzat yaşayarak göstermektir.
Peygamber bir şeyi yasaklıyorsa, bu yetkiyi kendi arzusundan değil, elindeki vahiyden alır. Peygamberi "bağımsız bir kanun koyucu" pozisyonuna getirmek, farkında olmadan Allah’ın otoritesine ortak (şerik) koşma riskini taşır.
REFERANSLAR
İlahi Uyarı (Tahrîm Suresi, 1. Ayet)[1]: "Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?.."
Analiz: Eğer Peygamberin bağımsız bir haram koyma yetkisi olsaydı, Allah ona "Neden haram kıldın?" diye hesap sormazdı. Bu ayet, helal ve haram sınırlarını belirleme yetkisinin peygamberlik makamının bile üzerinde, sadece Allah’ın uhdesinde olduğunun kesin kanıtıdır.
Yetki Gaspı (Şûrâ Suresi, 21. Ayet)[2]: "Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği bir şeyi dinden kendilerine şeriat/yasa kılacak ortakları mı var?.."
Analiz: Allah, kendi izni (vahyi) dışında din adına kural koyanları şirk ile ilişkilendirir. Yasama yetkisi (teşri), Allah’ın birliğinin yani tevhidin yönetimsel boyutudur.
İmza Yetkisi (Nahl Suresi, 116. Ayet)[3]: "Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla: ‘Bu helaldir, şu haramdır’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz..."
Analiz: Bir şeye haram demek, Allah adına imza atmak demektir; bu imza yetkisi ise sadece Allah’tadır.
Tamamlanmışlık İlkesi (Mâide Suresi, 3. Ayet)[4]: "...Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim (tamamladım), üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim..."
DEĞERLENDİRME
A’râf Suresi'nin 157. ayetinde geçen "Peygamber onlara pis şeyleri haram kılar" ifadesi; Peygamberin Kur’an’da olmayan yeni haramlar icat etmesi değil, Kur’an’ın genel ilkeleri (pislik, zulüm, haksızlık) çerçevesinde Allah’ın yasaklarını ilan etmesidir. Tıpkı bir hâkimin kendi kafasından ceza uydurmayıp "Anayasa adına" hüküm vermesi gibi, Peygamber de "Allah adına" mevcut yasayı tebliğ eder. Rivayetlerde geçen ipek ve altın kullanımı gibi yasaklar [5]; evrensel bir "din haramı" değil, o dönemin sosyolojisine, savaş ekonomisine veya kibirle mücadeleye yönelik Peygamberî birer "İdari Karar" (tasarruf-u nebevî) olarak okunmalıdır.
Allah, kullarını neyden sorumlu tutacaksa onu açıkça kitabına yazmıştır (En’âm, 119). Teşri yetkisi ilahi, elçilik görevi beşeri bir vasıftır; bu ayrım dinin emniyet kemeridir. Tamamlanmış bir yapıya eklenen her yeni parça, o yapıyı "tam" olmaktan çıkarıp "eksikmiş" konumuna düşürür. Mâide Suresi'nin 3. ayeti Veda Haccı’nda inmiş ve dosya kapanmıştır. Eğer iddia edildiği gibi hadisler de Kur'an gibi bağlayıcı birer yasa ise, karşımıza çözümü imkânsız bir "Kronoloji Sorunu" çıkar.
Elimizdeki hadis külliyatında "tarih ve saat" (timestamp) bilgisi yoktur. Eğer bir hadis, Mâide 3'ten sonra söylenmişse ve yeni bir haram içeriyorsa; bu durum "Tamamlanmış Dine" ekleme yapmak demektir ki bu ayete aykırıdır. Eğer önce söylenmişse, Allah zaten o hükmü vahye dahil etmiştir. Elimizdeki rivayetleri "Dinden Önceki Sözler" ve "Dinden Sonraki Sözler" diye ayıracak bir kronolojik süzgecimiz olmadığına göre; dinin "Kemâl" (Tam) sıfatını korumanın tek yolu, onu rivayetlerin belirsiz kronolojisinden kurtarıp, Kitabın kesinliğine teslim etmektir.
KAYNAKLAR
[1] Tahrîm Suresi, 1. Ayet: Arapça: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ | Okunuş: Yâ eyyuhen nebiyyu lime tuharrimu mâ ehallallâhu lek, tebtegî merdâte ezvâcik. | Meal: Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?
[2] Şûrâ Suresi, 21. Ayet: Arapça: أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللَّهُ | Okunuş: Em lehum şurekâu şereû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh. | Meal: Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği bir şeyi dinden kendilerine şeriat kılacak ortakları mı var?
[3] Nahl Suresi, 116. Ayet: Arapça: وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ... | Okunuş: Ve lâ tekûlû limâ tasifu elsinetukumul kezibe hâzâ halâlun ve hâzâ harâmun... | Meal: Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla: ‘Bu helaldir, şu haramdır’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz.
[4] Mâide Suresi, 3. Ayet: Arapça: ...الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا... | Okunuş: ...El yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ... | Meal: ...Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip beğendim...
[5] İbrahim'in Baltası. "Altın ve İpek Yasağı", Hadisler.
Yayınlanma: 3 Şubat 2026 11:28
Son Düzenleme: 28 Şubat 2026 22:37